Köşe Yazarı
Mehmet ERTEKİN

Mehmet ERTEKİN

Tüm Yazıları
Yazar Yazısı•Mehmet ERTEKİN

Eyvah, Aldandık!

Mehmet ERTEKİN Yazdı...

Yayınlanma: 30 Ekim 2026 17:0556 gösterim
Yazıyı Dinle0:00 / 2:55

Bu yazıya, hayırdan hayra koşan, merhameti davranışlarına yansıyan kıymetli kardeşim Ümit Usta’yla yaptığımız bir sohbet vesile oldu. İslam’ı, sorumluluklarımızı ve hayatı konuşurken zihnimde bir soru kaldı:

Biz bu davanın neresindeyiz?

Anlattığımız güzelliklerin ne kadarını yaşıyoruz? Savunduğumuz adalet, menfaatimize dokunduğunda da kıymetini koruyor mu? Dilimizdeki merhamet; evimizde, işimizde, öfkelendiğimiz anlarda kendisini gösterebiliyor mu?

Bir gün Allah’a döneceğiz. Bitmeyecek sandığımız yıllar bitecek. Uğruna yorulduğumuz, tartıştığımız, birbirimizi kırdığımız dünya geride kalacak.

Kur’an’da bildirilen o soru, insanı sarsmaya yetiyor:

“Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?”

“Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık…”

Bir gün…

Bir gün kadar hatırlanacak bir ömür için ne çok kalp kırıyoruz.

İşte insanın içine o söz düşüyor: Eyvah, aldandık!

Dünya hayatını kalıcı zannettik. Sağlığımızı garanti, elimizdekini kendi kudretimiz, yarını verilmiş bir söz sandık. Biz takvim yapraklarını çevirirken ömrümüzün eksildiğini unuttuk.

Bunları yazarken önce kendi nefsime sesleniyorum. Çünkü başkalarının kusurlarını sayarken kendisini unutan insan da aldanır.

Namazda Allah’ın huzurunda olduğumuzu biliyoruz. Peki birinin hakkını hesaplarken, eşimizle konuşurken, bir insanın arkasından söz söylerken de bunu hatırlıyor muyuz?

Çocuğumuza doğruluğu öğütlerken verdiğimiz sözü tutuyor muyuz? Uzaklardaki mazluma üzülürken yakınımızdaki güçsüz insana nasıl davranıyoruz?

Hasan-ı Basrî’nin öğütlerinde doğruluk, ahde vefa, yoksula merhamet ve kibirden uzak durmak öne çıkar. Sa‘dî-i Şîrâzî, adaleti, tevazuyu ve kanaati düşündürür. Abdülkādir-i Geylânî’nin irşadı, insanı inandığı hakikate uygun yaşamaya çağırır.

Bu öğütleri okurken kendimize de bakalım: Bizimle çalışan insan hakkından emin mi? Bize sırrını veren huzurla uyuyabiliyor mu? Yardım ettiğimiz insanın onurunu koruyor muyuz?

Bir lokma verirken bir kalbi incitmekten korkuyor muyuz?

İmam Gazzâlî’nin kendi niyetini sorgulaması da bize ağır bir soru bırakır: Yaptığımız iyilikte Allah’ın rızasını mı arıyoruz, insanların takdirini mi?

Bir hayır başkasının eliyle gerçekleştiğinde sevinebiliyor muyuz? Adımız anılmadan da hizmet etmeye devam edebiliyor muyuz?

Dava bilinci, verdiğimiz sözde, kazandığımız parada, komşuluğumuzda ve aile hayatımızda karşılığını bulmalı. Hakkımızı ararken başkasının hakkını çiğnememeli; öfkelendiğimizde de doğru sözden ayrılmamalıyız.

Yazık bize; üç kuruşluk kazancın hesabını yapıp kırdığımız kalbin hesabını düşünmediysek…

Zulmü hep uzaklarda arayıp kendi çevremizdeki haksızlığa sustuysak…

Dini menfaatimize alet ettiysek…

Bir başkasını kötüleyince kendimizin iyi olacağını sandıysak…

Ve hep “Sonra” dediysek:

Sonra özür dilerim. Sonra hakkını öderim. Sonra annemi ararım. Sonra tövbe ederim.

O sonranın bize ait olduğunu kim söyledi?

Bir gün telefonumuz çalacak, açamayacağız. İşlerimiz yarım, eşyalarımız yerinde kalacak. Dünya, biz olmadan da dönmeye devam edecek.

O hâlde bugün uğruna birbirimizi incittiğimiz meseleler, gerçekten bu kadar büyük mü?

Yine de geç değil. Hâlâ nefes alıyoruz. Özür dilemek, bir hakkı sahibine vermek, ertelenen iyiliği yapmak mümkün. Pişmanlığımız davranışlarımızı değiştirsin. Dilimiz tövbe ederken elimiz aynı haksızlığa devam etmesin.

Ümit Usta’yla sohbetimizden kalan soruyu önce kendime, sonra hepimize bırakıyorum:

Allah’a döneceğimizi bilerek bugün nasıl yaşadık?

Rabbim, bize kusurlarımızı görecek dürüstlük, onları düzeltecek irade ver. Başkasını uyarırken kendisini unutanlardan eyleme.

Son nefeste “Eyvah, aldandık!” diyeceğimize, bugün samimiyetle söyleyebilelim:

Bu yazıya tepkiniz:

En fazla 3 ifade bırakabilirsiniz

Toplam tepki: 0

Paylaş:

Yazarın Diğer Yazıları

Tümü