Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
“Nicht alles, was zählt, kann gezählt werden.”
(Değerli olan her şey ölçülemez.)
İnsanlık, teknolojinin ilerlediği kadar ilerleyebildi mi?
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar birbirine her zamankinden daha yakın görünüyor. Bir mesaj saniyeler içinde kıtaları aşıyor, bir görüntü milyonlara ulaşıyor. Ama buna rağmen kalpler arasındaki mesafe neden büyüyor?
Ne zaman birbirimizi anlamaktan çok yargılamaya başladık?
Ne zaman bir insanın hikâyesini dinlemeden onun hakkında hüküm vermeyi normal gördük?
Bir insanı tanımadan eleştirmek kolaydır. Onun yaşadığı acıları, taşıdığı yükleri ve sessizce verdiği mücadeleleri bilmeden konuşmak da kolaydır. Zor olan ise anlamaya çalışmaktır.
“Urteile nie über einen Menschen, bevor du nicht einen Weg in seinen Schuhen gegangen bist.”
(Bir insanın ayakkabılarıyla yürümeden onu yargılama.)
Bugün birçok insan, başkalarını küçülterek büyüyeceğini sanıyor. Şikâyet ederek, suçlayarak veya itibarsızlaştırarak kendine yer açmaya çalışıyor.
Oysa insanın gerçek büyüklüğü, başkalarını aşağı çekmesinde değil; başkalarını da yükseltebilmesindedir.
Bir ağacın büyüklüğü gölgesinden anlaşılır. İnsan da ardında bıraktığı iyiliklerle ölçülür.
Hayat kısa…
Her gün biraz daha yaklaşmakta olduğumuz bir gerçek var: Hepimizin yolu aynı yere çıkıyor.
Orada makamların sesi duyulmaz.
Paranın değeri kalmaz.
Unvanlar anlamını yitirir.
Kibir sessizleşir.
Geriye sadece davranışlarımız kalır.
Bir zamanlar kırdığımız bir kalp…
Ya da tam tersine, umudunu kaybetmiş bir insana uzattığımız bir el…
İnsan ömrünün gerçek özeti budur.
“Am Ende erinnern sich die Menschen nicht daran, was du gesagt hast, sondern daran, wie du sie fühlen lassen hast.”
(Sonunda insanlar ne söylediğini değil, onlara ne hissettirdiğini hatırlar.)
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit:
Biz önce insanız.
Milliyetlerden önce insanız.
Mesleklerden önce insanız.
Unvanlardan önce insanız.
Farklılıklarımızdan önce insanız.
Birbirimizi incitmek için değil, anlamak için;
yıkmak için değil, inşa etmek için;
nefret etmek için değil, sevmek için buradayız.
Çünkü sonunda hatırlanacak olan sahip olduklarımız değil, paylaştıklarımızdır.
Ve geriye şu soru kalacaktır:
İyi bir kariyer mi bıraktık?
Yoksa iyi bir iz mi?