Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İnsan, yeryüzüne sadece yaşamak için gönderilmiş bir varlık değildir. O, hakikati aramak, Rabbini tanımak ve gönlünü ilahî nurla aydınlatmak için yaratılmıştır. Tasavvuf geleneğinde bu yolculuğun zirvesine ulaşan kişiye “ârif insan” denir. Ârif, yalnızca bilen değil; bildiğini yaşayan, yaşadığını hâl diliyle çevresine yansıtan kimsedir. Tasavvuf ehline göre ilim aklın, marifet ise kalbin eseridir. Ârif insan, hakikati kitap sayfalarında değil, gönül ufuklarında okuyan insandır.
Kur’ân-ı Kerîm, insanın yaratılış gayesini şu ayetle bildirir:
“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
(Zâriyât, 51/56)
Kulluk, sadece belirli ibadetleri yerine getirmek değildir. Gerçek kulluk; her nefeste Allah’ı hatırlamak, her davranışta O’nun rızasını gözetmek ve yaratılanlara merhametle yaklaşmaktır. İşte ârif insan, kulluğu hayatının merkezine yerleştiren insandır.
Tasavvuf büyükleri, ârifi “Allah’ı Allah ile bilen kimse” olarak tarif etmişlerdir. Çünkü ârifin kalbi dünya hırslarından arınmış, ilahî tecellilere açık hâle gelmiştir. O, insanlara kusur gözüyle değil, rahmet nazarıyla bakar. Kırmayı değil onarmayı, incitmeyi değil gönül yapmayı tercih eder. Nitekim Cüneyd-i Bağdâdî’ye göre ârif; bulut gibi herkesi gölgelendiren, yağmur gibi herkese fayda sağlayan ve toprak gibi her yükü taşıyan insandır.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Allah’ın boyasıyla boyandık. Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?”
(Bakara, 2/138)
Ârif insan, ilahî ahlâkla ahlâklanmaya çalışan insandır. Onun sermayesi makam değil tevazu, servet değil gönül zenginliğidir. İnsanların alkışını değil, Hakk’ın rızasını arar. Kalbi kibirden, dili gıybetten, eli zulümden uzak durur.
Peygamber Efendimiz (sav) de gerçek olgunluğu şu hadis-i şerifle ifade etmiştir:
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”
(Müslim, Birr, 34)
Bu hadis, tasavvufun özünü oluşturan kalp terbiyesinin en güzel ifadesidir. Çünkü ârif insan bilir ki insanın değeri dış görünüşünde değil, gönlünde taşıdığı iman, ihlas ve merhamettedir.
Günümüz dünyası bilgi çağını yaşamaktadır; fakat bilgi arttıkça hikmet aynı ölçüde artmamaktadır. Nice insanlar vardır ki çok şey bilirler, fakat gönül dilinden anlamazlar. Oysa toplumların en çok ihtiyaç duyduğu insanlar; âlimden önce ârif, güçlüden önce merhametli, zenginden önce gönül sahibi insanlardır.
Mevlânâ’nın ifadesiyle gönüller, Allah’ın nazargâhıdır. Bir gönlü ihya etmek bazen yıllarca yapılan ibadetlerden daha derin izler bırakabilir. Çünkü ârif insan bilir ki insan kazanmak, gönül kazanmakla mümkündür.
Sevgili dostlar;
Sonuç olarak ârif insan; Rabbini tanıyan, nefsini terbiye eden, insanlara hizmet etmeyi ibadet bilen, sevgiyi ve merhameti hayatının merkezine yerleştiren insandır. Böyle insanlar çağların karanlığında bir kandil gibi yanar, toplumlara yön verir ve ardında güzel izler bırakırlar. İnsanlığın bugün her zamankinden daha fazla ârif gönüllere ihtiyacı vardır. Zira dünyayı bilgi değil, hikmet; gücü değil, merhameti kuşanmış insanlar güzelleştirecektir.
Selam ve dûa ile..