Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir şehir uyurken onlar ayaktadır…
Bir aile sofraya otururken onlar olay yerinde haber peşindedir…
Bayram sabahı herkes sevdiklerine sarılırken, onlar kameraların arkasında milletin sesi olmaya devam eder…
Basın emekçileri bu ülkenin görünmeyen yükünü omuzlayan insanlardır.
Yangında, depremde, selde, kazada, acıda ve gözyaşında ilk onlar vardır. Çünkü onların görevi sadece haber yapmak değil, toplumun hafızasını ayakta tutmaktır.
Ama ne yazık ki bu kadar fedakarlığın içinde hala görülmeyen bir emek vardır.
Yıllardır halkın haber alma hakkı için gece gündüz demeden sahada olan gazeteciler, hala en temel mesleki haklardan biri olan yeşil pasaport hakkına ulaşamıyor. Oysa mesele sadece bir pasaport meselesi değildir. Bu mesele emeğe verilen değer meselesidir.
Bir muhabirin omuzundaki kamera bazen tonlarca yükten daha ağır gelir. Çünkü o kameranın içinde uykusuzluk vardır, risk vardır, tehdit vardır, özlem vardır. Çocuklarına hasret kalan babalar, anneler vardır. Soğukta titreyen eller, sıcakta kavrulan bedenler vardır.
Ama buna rağmen basın emekçileri sadece haber yapmıyor; aynı zamanda ülkesini dünyaya tanıtıyor.
Bugün Türkiye’nin tarihi, kültürü, doğası, acısı, sevinci ve insan hikayeleri dünyanın dört bir yanına gazetecilerin objektifinden ulaşıyor. Bir şehrin güzelliği, bir yörenin kültürü, bir milletin dayanışması yine basın mensuplarının emeğiyle milyonlara aktarılıyor.
Ülkenin tanıtımına katkı sunan, Türkiye’nin sesini sınırların ötesine taşıyan basın mensupları aslında birer gönüllü kültür elçisidir.
Ancak ne acıdır ki ülkesini dünyaya tanıtan insanlar kendi ülkesinde hak ettiği değeri görmekte zorlanıyor.
Dünyanın birçok yerinde gazetecilik kamu görevi sayılırken, bizde hala sahada ömrünü tüketen insanlar hak ettiği itibarı göremiyor. Oysa gazeteci bazen bir ambulanstan önce olay yerine ulaşır, bazen bir annenin feryadını tüm ülkeye duyurur, bazen de kimsenin konuşamadığı gerçekleri halk adına dillendirir.
Bu yüzden yeşil pasaport talebi bir ayrıcalık değil, emeğin teslim edilmesidir.
Çünkü basın emekçisi makam odalarında değil; yağmurun altında, karanlık sokaklarda, kilometrelerce yolda görev yapan insandır. Alkış istemezler belki ama görülmek isterler.
Buradan özellikle Batman milletvekillerine de bir çağrıda bulunmak gerekiyor.
Batman’da yıllardır zor şartlar altında görev yapan, kentin sesi olan basın emekçilerinin bu haklı talebini Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşımaları artık bir sorumluluk haline gelmiştir.
Çünkü mesele sadece gazetecilerin meselesi değildir; bu mesele halkın haber alma hakkına emek veren insanlara sahip çıkma meselesidir.
Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Bu ülkenin sesini dünyaya duyuran, geceyi gündüze katan basın emekçileri daha ne kadar görmezden gelinecek?
Kalem sustuğunda toplum karanlıkta kalır.
O yüzden o kalemi taşıyan ellere biraz vefa borçluyuz.