Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Gazetecilik, gücü alkışlamak değil; gerektiğinde güce ayna tutmaktır.
Yıllardır bu mesleğin içinde olan biri olarak en çok üzüldüğüm konulardan biri, gazeteciliğin bazı kişiler tarafından “övme sanatı” gibi görülmesidir. Oysa gazetecilik, halk adına soru sormak, yanlışları dile getirmek ve doğruları yazmaktır.
Eskilerin meşhur bir fıkrası vardır. Belki defalarca anlatılmıştır ama bugün yaşadıklarımızı öyle güzel özetliyor ki, bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
Günün birinde padişah ile dalkavuğu sarayın bahçesinde sohbet ediyormuş.
Padişah:
— Şu patlıcanla yapılan yemekler ne kadar lezzetli olur, demiş.
Dalkavuk hemen atılmış:
— Doğru buyuruyorsunuz padişahım, patlıcanın her yemeği birbirinden güzeldir.
Padişah devam etmiş:
— Dolmasına diyecek yoktur.
— Elbette padişahım.
— Kızartması da nefistir.
— Kesinlikle padişahım.
Aradan biraz zaman geçmiş.
Bu kez padişah fikrini değiştirmiş.
— Aslında patlıcanın karnıyarığı hiç güzel olmaz.
— Haklısınız padişahım.
— Türlüye de yakışmaz.
— Aynen öyle padişahım.
Padişah dayanamamış.
— Bre adam! Az önce patlıcanı göklere çıkarıyordun, şimdi de yerin dibine sokuyorsun. Senin hiç fikrin yok mu?
Dalkavuk hiç düşünmeden cevap vermiş:
— Padişahım… Ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum.
Aradan yüzyıllar geçti…
Padişahlar değişti…
Ama dalkavuklar hiç değişmedi.
Sadece isimleri değişti.
Bugün onlara “yalaka” deniliyor.
Her ilin olduğu gibi Batman’ın da kendine göre yalakaları var.
Üstelik bunların bir kısmı gazeteci bile değil. Başka kurumlarda görev yapıyorlar ama ikinci meslek olarakta ellerine mikrofon alıp gazeteci kimliğine bürünüyorlar.
Basın toplantılarına katılıyorlar.
Gerçekleri haber yapmak için değil…
Soru sormak için hiç değil…
Adeta şiir okur gibi yöneticilere methiyeler dizmek için.
Valiyi överler…
Milletvekilini överler…
Kurum müdürünü överler…
Bugün kimi güçlü görüyorlarsa onun etrafında pervane olurlar.
Çünkü bu sahte gazetecilerin anlayışı; kamu adına hesap sormak değil, makam sahiplerinin hoşuna gidecek cümleler kurmaktır.
Oysa gazetecilik bunun tam tersidir.
Gazeteci alkışlayan değil, sorgulayandır.
Gazeteci methiye düzen değil, eksikleri yazandır.
Gazeteci güçlülerin değil, halkın tarafındadır.
Ne yazık ki bugün gerçek gazeteciler çok ağır şartlarda ayakta kalmaya çalışıyor.
Artan maliyetler, azalan gelirleri ve tasarruf tedbirleri nedeniyle birçok basın kuruluşu ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşıyor.
Buna rağmen mesleğinin onurunu korumaya çalışan, doğruyu yazmaktan vazgeçmeyen gazeteciler var.
Ama bazı yöneticiler, etrafındaki birkaç övgü meraklısına bakıp herkesin memnun olduğunu sanıyor.
Çünkü karşılarında gazeteci değil, alkış ekibi görüyorlar.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Gerçek sorun, eleştiren gazetecilerin sesini kısmak değil…
Eleştirmeyenleri gazeteci sanmaktır.
Bir de işin diğer tarafı var.
Yalakalık yapan kadar, yalakalıktan hoşlananlar da bu düzenin parçasıdır.
Çevresinde sadece kendisini öven insanları görmek isteyenler…
En küçük eleştiriyi bile düşmanlık sayanlar…
Kendisine soru sorulmasını değil, alkış tutulmasını isteyenler…
Şunu unutmasınlar:
Gerçek yönetici, kendisini eleştiren gazeteciden korkmaz.
Tam tersine ondan yararlanır.
Çünkü eleştiri eksikleri gösterir.
Yalakalık ise sadece egoları besler.
Türk Dil Kurumu, “yalaka” kelimesini; çıkarı için aşırı derecede yağcılık yapan, dalkavuk kimse olarak tanımlıyor.
Gazetecinin tanımı ise bunun tam tersidir.
Gazeteci;
Yanlışı alkışlamaz.
Haksızlığı görmezden gelmez.
Makamdan korkmaz.
Kalemini satmaz.
Çünkü gazetecilik, halk adına soru sorma mesleğidir.
Gazetecilik, makamların halkla ilişkiler birimi olmak değildir.
Bugün belki yalakalar daha çok alkış alıyor ve işlerini görüyor olabilir.
Belki daha çok davet ediliyor, daha ön sıralarda oturuyor olabilirler.
Ama unutulmamalıdır ki;
Alkışın ömrü kısadır, gerçeğin ömrü ise tarihtir.
Tarih hiçbir zaman yalakaları yazmadı.
Tarih, doğruyu söylemekten çekinmeyen gazetecileri yazdı.
Ve bizleri yazmaya da devam edecek.
Çünkü bizler gerçek gazetecileriz.