Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
1990 yılında dönemin Belediye Başkanı merhum Ataullah Hamidi’nin girişimleri ve dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın Batmanlılara verdiği müjdeyle Batman, Gercüş’ün de Mardin’den ayrılarak bağlanmasıyla il statüsüne kavuştu. O gün büyük umutlarla başlayan yolculuk bugün tam 36 yılı geride bıraktı.
Aradan geçen yıllarda Batman, sadece nüfus olarak değil; ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda da bölgenin en hızlı büyüyen şehirlerinden biri oldu. Bir zamanlar Siirt’in ilçesi olan Batman, bugün nüfusuyla, hareketliliğiyle ve şehir dinamizmiyle birçok ilden daha büyük bir konuma ulaştı. Hatta bugün bakıldığında, geçmişte bağlı olduğumuz Siirt’i neredeyse bir ilçemiz büyüklüğünde bırakmış durumdayız. Ancak tüm bu büyüme ve gelişime rağmen Batman’ın kronikleşen sorunları hala çözülebilmiş değil.
Son dönemde Milletvekili Ferhat Nasıroğlu ve Vali Ekrem Canalp’ın girişimleriyle şehre önemli projeler kazandırıldığı inkar edilemez. Devam eden yatırımlar, şehir hastanesi çalışmaları, sosyal projeler ve altyapı hamleleri Batman adına umut veriyor. Fakat dürüst olmak gerekirse bunlar yeterli değil. Çünkü Batman’ın ihtiyaçları artık sıradan bir Anadolu şehrinin ihtiyaçları değil; büyükşehir olma yolunda ilerleyen genç ve hızla büyüyen bir kentin ihtiyaçlarıdır.
Bu eksiklerin başında ise yıllardır kangrene dönüşen Tıp Fakültesi meselesi geliyor. Batman gibi genç nüfusu yüksek, bölgesel etkisi büyük bir şehirde hâlâ bir tıp fakültesinin olmaması ciddi bir eksikliktir. Üstelik komşu il Siirt’te bile tıp fakültesi varken Batman’ın bundan mahrum bırakılması düşündürücüdür. Daha da önemlisi; Batmanlı bir bakanımız, bakan yardımcımız ve güçlü bir siyasi temsil gücümüz olmasına rağmen bu konuda somut bir adımın atılamamış olması şehir adına sorgulanması gereken bir durumdur.
Her gelen üniversite yönetimi “başvuru yaptık”, “girişimler sürüyor” açıklamalarıyla süreci geçiştiriyor. Ancak sonuç değişmiyor. Yıllardır aynı cümleleri duyuyor, aynı beklentiyi yaşıyoruz. Bu tablo, Batman’ın ne yazık ki hala güçlü bir şehir lobisine sahip olmadığını gösteriyor.
Sağlık alanındaki eksiklikler bununla da sınırlı değil. 2012 yılından bu yana Batman’da bir yanık ünitesinin bulunmaması kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanlar en temel sağlık hizmetleri için başka illere sevk edilmek zorunda kalıyor. “Şehir hastanesi bitsin, o zaman yapılacak” deniliyor ama ortada net bir tarih de yok. Sürekli ertelenen projeler artık Batman halkında haklı bir güvensizlik oluşturuyor.
Öte yandan şehrin en büyük problemlerinden biri de üretim eksikliği. Batman yıllardır tüketen ama yeterince üretemeyen bir şehir görüntüsü veriyor. Petrol kenti olarak anılıyoruz ama sanayi yatırımları konusunda aynı başarıyı gösteremiyoruz. Genç nüfusumuz var ama bu gençlere yeterli istihdam alanı oluşturamıyoruz. Fabrika sayımız yetersiz, üretim kültürümüz zayıf. Oysa gerçek kalkınma; betonla değil, üretimle olur.
Sürekli “Doğu’nun incisi olacağız” diyoruz. Güzel bir hedef. Ancak bir şehri sadece sloganlar büyütmez. Eğitim, sağlık, sanayi, ulaşım, altyapı ve sosyal yaşam alanlarında güçlü adımlar atılmadan bu hedefe ulaşmak mümkün değildir. Batman’ın hala çözüm bekleyen ulaşım sorunları, altyapı eksiklikleri, çevre problemleri ve plansız büyüme gerçeği ortada duruyor.
Elbette yapılan hizmetleri görmezden gelmek haksızlık olur. Ancak eksikleri dile getirmek de bu şehri sevmemenin değil, tam tersine sahiplenmenin göstergesidir. Çünkü Batman artık sıradan bir şehir değil; bölgenin yükselen merkezi olmaya aday bir kenttir. Bu nedenle siyasetçisiyle, bürokratıyla, iş insanıyla, üniversitesiyle ve halkıyla ortak bir vizyon oluşturmak zorundayız.
Batman’ın en büyük ihtiyacı; birlik içinde hareket eden güçlü bir şehir iradesidir. Eğer gerçekten geleceğin büyük şehri olmak istiyorsak, artık günü kurtaran tartışmaları bırakıp uzun vadeli planlar yapmak zorundayız. Üretimi artırmalı, eğitime yatırım yapmalı, sağlık altyapısını güçlendirmeli ve şehrin hak ettiği projeleri kararlılıkla takip etmeliyiz.
36 yıl az bir zaman değil. Batman artık büyüdü. Şimdi mesele, bu büyümeyi gerçek kalkınmaya dönüştürebilmektir.
KURUMLARDA TAZE KANA İHTİYAÇ VAR
Her kurumda başarılı yöneticiler elbette var. İşini hakkıyla yapan, halkın sorunlarıyla ilgilenen müdürleri yok saymak haksızlık olur. Ancak vatandaşın en çok dile getirdiği konu, yıllardır aynı koltuklarda oturan isimlerin artık değişmesi gerektiği yönünde.
Biz gazeteciler halkın içindeyiz. Gelen eleştirileri duyuyor ve dile getirmek zorundayız. Vatandaş diyor ki; bazı yöneticiler gerçekten başarılı, bazıları ise sadece başarılı görünüyor. Bu yüzden kurumlarda zaman zaman yeni isimlere, genç ve dinamik kadrolara ihtiyaç var.
Çünkü uzun yıllar aynı görevde kalmak bazen heyecanı ve üretkenliği azaltabiliyor. Oysa kamu kurumları yenilik, enerji ve vizyon ister. Değişim her zaman kötü değildir; aksine kurumlara yeni bir nefes olabilir.
Elbette karar yetkililerin. Kimin başarılı olup olmadığını en iyi onlar bilir. Ama halk artık sahada olan, ulaşılabilen ve çözüm üreten yöneticiler görmek istiyor.
Hiçbir makam kalıcı değildir. Önemli olan o koltukta ne kadar oturduğunuz değil, geride nasıl bir iz bıraktığınızdır.