Çelik, vakıfların sadece maddi destek değil, toplumsal dayanışmanın ve sosyal barışın temel taşı olduğunu vurguladı.
Çelik, vakıf anlayışının Asr-ı Saadet dönemine kadar uzandığını belirterek, Hazreti Osman’ın Medine'deki su kuyusunu vakfetmesini ve Hazreti Ömer’in Hayber ganimetinden elde ettiği arazinin gelirini bağışlamasını bu geleneğin ilk örnekleri olarak gösterdi.
Vakıfların özellikle Osmanlı döneminde zirveye ulaştığını dile getiren Çelik, “Osmanlı’da sokak hayvanlarından eğitim kurumlarına, sağlık hizmetlerinden yolda kalan yolculara kadar pek çok alanda hizmet vakıflar eliyle yürütülüyordu” dedi. Ancak modernleşme süreciyle birlikte vakıfların devlet kontrolüne girmesiyle özgün yapılarının bozulduğunu ifade etti.
Kur’an-ı Kerim’de doğrudan “vakıf” ifadesi geçmese de infak, yardımlaşma ve iyilikte yarışmayı emreden ayetlerin bu yapının temelini oluşturduğunu belirten Çelik, “Vakıf, Kur’an’ın ruhunu yansıtan önemli bir kurumdur” değerlendirmesinde bulundu.










