Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Türkiye’de yükseköğretim ve iş gücü piyasasının kimyasını kökten değiştirecek tarihi bir stratejik dönüşümün düğmesine basıldı. Gaziantep Sanayi Odası’nda düzenlenen “Yükseköğretimde Mesleki Eğitimin Yaygınlaştırılması Toplantısı’nda” iş dünyası ve akademik camiaya seslenen Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretim sisteminin sanayi ve sektör ihtiyaçlarıyla %100 uyumlu hale getirilmesine yönelik yürütülen veri temelli ve rasyonel çalışmalar hakkında çok kritik açıklamalarda bulundu.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Ticaret Odası ve bölgedeki yükseköğretim kurumları arasında imzalanan tarihi iş birliği protokolü vesilesiyle sanayicilerle bir araya gelen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, akademide artık klasikleşmiş başarı kriterlerinin tamamen değiştiğini duyurdu. Üniversitelerin artık yalnızca mezun sayılarıyla ve kampüs büyüklükleriyle değerlendirilemeyeceğinin altını çizen Özvar; “Artık üniversitelerimizin başarısını yalnızca ham öğrenci ve mezun sayılarıyla ölçmüyoruz. Mezunlarımızın sahip oldukları yetkinlikler, iş gücü piyasasına uyumları, sektörün reel ihtiyaçlarıyla ne ölçüde örtüştükleri ve ülkemizin makro kalkınma hedeflerine sundukları somut katkılar bizim için çok daha büyük önem taşımaktadır. Üniversite-sektör iş birliğini artık bir tercih değil, yapısal bir zorunluluk olarak telakki ediyoruz” dedi.
Eğitim sistemi ile piyasa arasındaki bağın zayıf olması durumunda küresel ölçekte “beceri uyumsuzluğu” (skills mismatch) yaşandığını, bir tarafta genç işsizlik kronikleşirken diğer tarafta sanayicinin nitelikli eleman bulamadığını belirten Özvar, temel hedeflerinin bu makası kalıcı olarak kapatmak olduğunu vurguladı.
Son 25 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyoner liderliğinde yükseköğretim altyapısına dünya çapında devasa yatırımlar yapıldığına dikkat çeken YÖK Başkanı Özvar, sistemin ulaştığı devasa hacmi şu kurumsal verilerle paylaştı: “Yapılan bu yatırımlar sayesinde bugün Türkiye; 208 yükseköğretim kurumuna, yaklaşık 187 bin nitelikli akademisyene ve 7 milyona yakın üniversite öğrencisine sahip küresel ölçekte güçlü bir sistem ortaya çıkarmıştır. Yükseköğretime erişim ve nicelik konusunda tarihi bir eşiği aşmış bulunmaktayız. İşte tam da bu nedenle, artık tüm odağımız nicelikten çok niteliğe yönelmiştir.”
Veri temelli ve rasyonel bir kontenjan planlaması yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Erol Özvar, mezunlarının istihdam oranı dip yapmış, sektör karşılığı zayıflamış veya işlevini büyük ölçüde yitirmiş bölümleri kapsamlı bir şekilde gözden geçirdiklerini açıkladı. Bu süreçte bazı programların kontenjanlarını radikal şekilde azalttıklarını, bazılarını dönüştürdüklerini, gerekli durumlarda ise bazı bölümleri tamamen kapattıklarını belirten Özvar; buna karşın yapay zeka, dijital teknolojiler, ileri üretim sistemleri, yeşil dönüşüm, enerji, tarım teknolojileri ve sağlık gibi geleceğin stratejik alanlarındaki yeni programları ise sonuna kadar desteklediklerini kaydetti. Özvar, amacın yükseköğretimi küçültmek değil, kalkınma hedeflerine uygun olarak yeniden senkronize etmek olduğunu ifade etti.
Mesleki eğitim alanında uygulanan en başarılı sahalardan birinin Organize Sanayi Bölgeleri Meslek Yüksekokulları, yani OSB-MYO modeli olduğunu söyleyen YÖK Başkanı, modelin ulaştığı muazzam istihdam başarısını gözler önüne serdi: “Bugün 21 üniversitemizle faaliyet gösteren 22 OSB-MYO bünyesindeki 119 program Yükseköğretim Kurulu tarafından doğrudan desteklenmektedir. Bu modelin uygulandığı bütün şehirlerde ve tüm iş kollarında mezunların istihdam oranlarının yüzde 90’ın üzerine çıkması modelin gücünü kanıtlamaktadır. Öğrencilerimiz fabrikalarda bizzat üretim disiplinini öğrenirken, işveren de müstakbel çalışanını okul sıralarındayken tanıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ve OSB yönetimleriyle birlikte bu modeli tüm Türkiye’ye yaygınlaştırmaya kararlıyız.”
Stratejik dönüşümün bir diğer ayağının ise “iş yeri temelli uygulamalı eğitim modeli” olduğunu aktaran Özvar, evraksal ve kısa süreli klasik staj anlayışının artık beklentileri karşılamadığını, stajı kredilendirilen ve akademik olarak takip edilen yapısal bir eğitim haline getirdiklerini belirtti. Bu kapsamda meslek yüksekokullarında 3+1, lisans programlarında ise 7+1 ve 6+2 modelleriyle öğrencilerin eğitim hayatlarının en az bir veya iki dönemini doğrudan sanayi tesislerinde ve iş hayatının tam merkezinde geçirmelerini hedeflediklerini müjdeledi.
